Newspaper Interview (Turkish) : Birgün Pazar

Amsterdamlı ve İranlı bir hikâye anlatıcısı: Sahand Sahebdivani

 Eski Yunan’da şairler lir çalarmış o da tar çalıyor. Geçen sene en iyi hikâye anlatıcısı ödülünü aldı. Amsterdam’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde gösteriler yapıyor. İstanbul’da ilk defa bir hikâye anlatıcılığı festivali düzenleniyor 2-6 Aralık’ta Kadıköy Terminal Sahnesinde. Sahand da bu vesileyle İstanbul’a geliyor
SAHAND kırmızıkısa

SÖYLEŞİ: ÖZGE TIĞLI

Amsterdam’da yağmurlu ve soğuk bir gecede bisikletlerimizle yola çıktık. En nihayetinde teknelerin, balık kokularının arasından bata çıka ulaşmaya çalıştığımız yere vardık. Limana bakan sıra sıra bitişik binalardan birinin bodrum katına doğru inmeye başladık. Tavan biraz alçaktı. İçeriden kahkaha sesleri ve daha önce hiç tatmadığım bir çorbanın kokusu geliyordu. İçerisi kalabalık ve loştu. Bazı insanlar oraya buraya serpiştirilmiş koltuklarda oturuyordu, bazıları yerde ama çokça insan ayaktaydı. Girişte büyükçe bir çorba kazanı kaynıyordu. Tüm bunların ortasında turuncu bir abajurla aydınlatılmış eski bir İran halısı ve ahşap bir sandalye vardı. Kimsenin suratı seçilmiyordu. Kara kara siluetlerin arasına gizlenmiş gölgelerden ibarettik biz de. Daha önce hiç tatmadığımız çorbayla henüz ısınırken, yerde oturanların arasından yaşlı bir adam yavaşça ortadaki turuncu ışığın altına girdi. Herkes kara kara ona baktık. Sandalyeye oturdu. Ve bize hikâyesini anlatmaya başladı.

Bu yerin adı Mezrab, hikâye gecelerinin düzenlendiği, bir bodrum katı. Çoğu günler hikâyeler İngilizce anlatılıyor. İranlı bir aile işletiyor burayı. İşletiyor dediysem giriş ücretsiz. Anne ıslanan misafirler için İran’a özgü çok lezzetli bir çorba pişiriyor. Bazen çorba kazanının arkasından Farsça şarkılar söylüyor. Baba da katılıyor arada. Dünyanın farklı yerlerinden halk hikâyeleri, efsaneler, masallar, insanların kişisel hikâyeleri ve bazen de kendi uydurdukları bin bir hikâye anlatılıyor. Ailenin oğullarından Sahand, Mezrab’ın asıl meddahı. Eski Yunan’da şairler lir çalarmış1 o da tar çalıyor, 15 dakikalık aralarda çay dolduruyor. Bu kadar naif olduğuna bakmayın. Geçen sene en iyi hikâye anlatıcısı ödülünü aldı. Amsterdam’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde gösteriler yapıyor.

Mezrab, Farsça’da mızrap demekmiş. Ama kelime, deneyimlerin ve hikâyelerin değiş tokuş edildiği bir mezadı çağrıştırıyor. Ne kendimize ne de başkalarına verecek bir aklımızın kalmadığı, hikâye anlatıcısının bizden çoktan uzaklaştığı ve gittikçe daha da uzaklaştığı2 bir vakitte bir kişiyi bir kişinin hikâyesini sabırla dinlerken görmek mucize. Burada böyle bir mucize gerçekleşiyor.

İstanbul’da ilk defa bir hikâye anlatıcılığı festivali düzenleniyor 2-6 Aralık’ta Kadıköy Terminal Sahnesinde.3 Sahand da bu vesileyle İstanbul’a geliyor. Kısaca Sahand’ın ve Mezrab’ın hikâyesini dinlemek ve o hikâyenin içinde, hikâye anlatıcılığının taşıdığı sosyal ve politik potansiyelin izlerini bulmak isterseniz kendisiyle yaptığımız kısa söyleşiye buyurun.

Ailenin İran ve Amsterdam arasında geçen hikayesiyle başlayabilir miyiz?
Ben devrimden bir yıl sonra, politik olarak aktif bir ailenin içinde doğmuşum. 1983 yılında her şeyi arkamızda bırakıp kaçmak zorunda kaldık. Aslında Amsterdam’da yanlışlıkla kaldık. O zaman birçok İranlı Kanada’ya göç ediyordu. Biz Kanada’ya gidecek uçağımızı kaçırdık ve burada kaldık. Artık benim evim Amsterdam.

Bu iki farklı kültür seni ve hikâyeni nasıl etkiledi?
İran çok uzun ve köklü bir hikâye anlatımı geleneğine ve edebiyata sahip, bu nedenle doğal olarak bu gelenekten yoğun olarak besleniyorum. Fakat, Hollanda da bana genellikle İranlılar için utanılacak bir şey olan kendi kişisel hikâyelerimi anlatmayı öğretti. Sahip olduğum bu iki kültürle, kişisel olanla masalsı olanı birleştirebiliyorum.

Hikâye anlatmaya nasıl karar verdin, senin için ne ifade ediyor?
Hikâye anlatmaya ilk başladığımda, bunun bir meslek olabileceğini dahi bilmiyordum. Fakat, babamın o zamana dek anlattığı çocukluğuna ve devrim günlerine ait hikâyelerini, antik İran’ın eski mit ve masallarını biliyordum. Bir şekilde hepsinin anlatılması gerekiyordu. Hikâye anlatıcılığı dinleyiciye ulaşmanın en saf hallerinden biri, aranızda hiç bir engel yok. Bizi birbirimize bağlayan, kültürlerimizi, hikâyelerimizi ve hayallerimizi paylaşmamızı sağlayan çok derin bir sanat formu.

Mezrab’ın Amsterdam kültürel hayatı içindeki yeri nedir sence?
Mezrab’ı ilk açtığımızda 30 metrekarelik tek göz bir odadan ibaretti. Hikâyelerini anlatmak ya da müzik gecelerimizde doğaçlama çalmak isteyen insanlarla doluyordu. Özellikle uluslararası öğrenci camiasında tanınıyorduk. Şansımıza hikâye anlatıcılığı ucuza ya da bedava yapılabilen bir şey ve etkinliklerimizin çoğu İngilizce. Bugün özellikle göçmenler ve yurt dışından işleri nedeniyle gelenler Mezrab’ın sosyal hayatlarının merkezi olduğunu söylüyorlar. Mezrab kimsenin anlam veremediği bir acayip başarı hikâyesi. Bizi destekleyen hiç bir kurum ya da kuruluş yok. Öyle muazzam bir stratejimiz de yok ama hep doluyuz. Açıkçası bu girişimin tamamen izleyicilerin bağışlarıyla ayakta durmasından gurur duyuyorum.

Mezrab’daki diğer etkinliklerden ve bunların kapsamından kısaca bahsedebilir misin?
Biz sanatsal, sosyal ve politik olanın birbirinden çok ayrı olmadığı, hatta iç içe geçtiği bir coğrafyadan geliyoruz. Bu nedenle, Hindistan’daki kadın hareketi, Türkiye ve İran’da LGBT hakları, Filistin ve Batı Sahra halklarının mücadeleleri gibi birçok konunun anlatıldığı geceler organize ediyoruz.

Türkiye’yi ziyaretin ve gerçekleştireceğin gösteriyle ilgili düşünce ve beklentilerin neler?
Türkiye’yi çok seviyorum! Gidemediğim ülkem İran’a en yakın bulduğum yer. Daha önce birçok defa Türkiye’yi ziyaret ettim, birkaç defasında kısa gösterilerim oldu fakat bu sefer ilk defa tek kişilik uzunca bir performans sergileyeceğim. Umarım gelecekte Türkiyeliler ve İranlılar birbirlerine dair daha çok hikâye dinlerler. Kadıköy Terminal’i işleten sanatçılarla Amsterdam’daki bir gösterileri sırasında tanışmıştık. O günden beri kendilerini birçok defa İstanbul’da ziyaret ettim. Umarım bu festival Türkiye ve Amsterdam arasında bir paylaşımının başlangıcı olur.

1) Kurt Y. (1994) “Hırsızlar” Sokak Şarkıları, İstanbul: Ada Müzik.
2) Benjamin W. (1995) “ Hikaye Anlatıcısı” Son Bakışta Aşk’ın içinde, der. N.Gürbilek, İstanbul:Metis Yayınları.
3) Festival programına www.istanbulimpro.com adresinden ulaşılabilir.